Amerika'da Publish or Perish: Akademik Yayıncılık Rehberi

ABD akademik dünyasında yayıncılık nasıl işler? Dergi seçimi, peer review, red yönetimi ve 1.500+ atıf alan bir akademisyenin stratejileri.

Dr. Sait Tüzel
Dr. Sait Tüzel

22 Mart 2026

Amerika'da Publish or Perish: Akademik Yayıncılık Rehberi

"Sabır acının ilacı, beklemek her derdin devası."

Bu atasözünü akademik yayıncılık bağlamında ilk kez gerçekten anladığım an, bir makalemin üçüncü kez reddedildiği gündü. Monitörün başında oturmuş, editörün nazik ama kesin "unfortunately" ile başlayan e-postasını okuyordum. O an, akademik dünyanın belki de en acımasız ama bir o kadar da dönüştürücü gerçeğiyle yüz yüzeydim: publish or perish.

Bu yazıda, ABD'de akademik yayıncılığın nasıl işlediğini, dergi seçiminden peer review sürecine, red yönetiminden atıf stratejisine kadar her adımı anlatacağım. Bunu yaparken kendi deneyimlerimden, hatalarımdan ve 1.500'ü aşkın atıfa ulaşma hikayemden de bol bol bahsedeceğim. Akademik pozisyon bulma rehberimi ve akademik CV yazma rehberimi tamamlayan bu yazı, yayıncılık yolculuğunuza bir pusula niteliğinde olacak.

Publish or Perish: Nedir Bu Baskı?

"Publish or perish" ifadesini ilk kez doktora programımda duydum. Danışmanım bana baktı ve dedi ki: "Burada hayatta kalmak istiyorsan yazacaksın. Çok yazacaksın. Ve iyi yazacaksın." O zaman bu sözün ağırlığını tam kavrayamamıştım. Ama yıllar geçtikçe, bu üç kelimenin ABD akademik sisteminin temel taşı olduğunu anladım.

ABD'de Yayının Önemi

ABD akademik dünyasında yayın yapmak, sadece bilgi üretmek değildir. Yayın, akademik varoluşunuzun kanıtıdır. Bir tenure-track pozisyonunda altı yıl boyunca yeterli sayıda ve kalitede yayın üretemezseniz, tenure alamazsınız. Tenure alamazsanız, üniversiteden ayrılmak zorunda kalırsınız. Bu kadar net ve bu kadar acımasız.

Tenure kararı genellikle üç temel sütuna dayanır:

  • Araştırma ve yayın (çoğu araştırma üniversitesinde en ağırlıklı kriter)
  • Öğretim (ders değerlendirmeleri, müfredat geliştirme)
  • Hizmet (komite çalışmaları, dergi hakemliği, topluluk katkıları)

Araştırma üniversitelerinde (R1 kategorisi) yayın, bu üçlünün açık ara en önemli bileşenidir. Bir meslektaşım şöyle özetlemişti: "Harika bir öğretmen olabilirsin, herkese yardım edebilirsin, ama yeterince yayının yoksa kapı sana açılmaz." Sert mi? Evet. Gerçekçi mi? Maalesef evet.

Türkiye ve ABD Arasındaki Farklar

Türkiye'de de akademik yükseltme için yayın gerekir, ancak sistem oldukça farklı işler. YÖK kriterleri belirli puanlama tabloları üzerinden yürürken, ABD'de durum daha nüansldır. İşte en belirgin farklar:

KriterTürkiyeABD
Yayın değerlendirmesiPuan tabanlı (SCI, SSCI puanları)Bütüncül değerlendirme (etki, kalite, nicellik)
Dergi sınıflandırmasıA1, A2, B1 vb. kategorilerImpact factor, alan sıralaması, prestij
Tenure süreciDoçentlik sınavı (merkezi)Bölüm, fakülte, provost çok aşamalı
Yayın diliTürkçe de geçerliNeredeyse tamamen İngilizce
Red oranıDaha düşük (bazı dergilerde)Üst düzey dergilerde %85-95
Not

ABD'de "kaç makale yayınladın" sorusu kadar "nerede yayınladın" sorusu da önemlidir. Beş orta düzey dergide yayın yapmak, bir üst düzey dergide yayın yapmaktan daha az değerli görülebilir. Kalite ve etki, her zaman niceliğin önünde gelir.

Dergi Seçimi Stratejisi

Makale yazmak kadar önemli bir adım daha var: doğru dergiyi seçmek. Yanlış dergiye göndermek, hem zaman kaybettirir hem de motivasyonunuzu kırar. Ben bu hatayı kariyerimin başında defalarca yaptım. Bir keresinde, alanımla sadece kısmen ilgili olan bir dergiye makale gönderdim. Altı ay bekledim, sonunda gelen cevap şuydu: "Makaleniz dergimizin kapsamı dışındadır." Altı ay, boşa gitmişti.

Impact Factor ve Alan Sıralaması

Impact factor, bir derginin aldığı atıf ortalamasını gösteren bir metriktir. Basitçe söylemek gerekirse, bir dergide yayınlanan makaleler ne kadar çok atıf alıyorsa, o derginin impact factörü o kadar yüksektir. Ancak burada dikkatli olmak gerekir: impact factor, alanlar arasında büyük farklılıklar gösterir.

Tıp dergilerinin impact factörleri 20-30'lara çıkabilirken, eğitim ve iletişim alanındaki en iyi dergilerin impact factörleri 3-5 arasında seyredebilir. Bu nedenle, derginin mutlak impact factörüne değil, kendi alanınızdaki sıralamasına bakmanız daha anlamlıdır. Journal Citation Reports (JCR) üzerinden derginin Q1, Q2, Q3 veya Q4 çeyrekliğine bakarak bir fikir edinebilirsiniz.

Alan Dergisi mi, Disiplinlerarası Dergi mi?

Kariyerinizin hangi aşamasında olduğunuza bağlı olarak bu soru farklı cevaplar alır. Doktora ve erken kariyer döneminde alan dergilerinde yayın yapmak, sizi alanınızda tanınır kılar. Orta kariyer döneminde ise disiplinlerarası dergilere açılmak, araştırmanızın etkisini genişletir.

Ben kendi kariyerimde ikisini de denedim. Medya okuryazarlığı alanındaki spesifik dergilerde temel çalışmalarımı yayınlarken, eğitim teknolojisi ve iletişim alanlarındaki daha geniş kapsamlı dergilerde de yer almaya çalıştım. Bu strateji, farklı okuyucu kitlelerine ulaşmamı ve atıf ağımı genişletmemi sağladı.

Predatory Journals: Tuzak Dergiler

Akademik yayıncılığın karanlık yüzü, yırtıcı (predatory) dergilerdir. Bu dergiler, para karşılığında hemen hemen her makaleyi yayınlar. Peer review süreçleri ya yoktur ya da göstermeliktir. E-posta kutunuza gelen "Dear Dr., we invite you to submit your valuable research..." gibi mesajlar genellikle bu tür dergilerden gelir.

Dikkat

Predatory dergilerde yayın yapmak, CV'nize değer katmak yerine itibarınıza zarar verir. ABD'deki tenure komiteleri bu dergileri tanır ve bu tür yayınları değerlendirme dışı bırakabilir. Hatta bazı durumlarda, predatory dergilerde yayın yapmak etik bir sorun olarak bile görülebilir. Beall's List ve Think, Check, Submit gibi kaynakları kullanarak derginin güvenilirliğini mutlaka kontrol edin.

Bir dergiyi değerlendirirken şu kontrol listesini kullanabilirsiniz:

  • Dergi, tanınmış bir yayınevi (Elsevier, Springer, Wiley, Taylor & Francis, SAGE vb.) tarafından mı yayınlanıyor?
  • Editör kurulunda alanında tanınan akademisyenler var mı?
  • Dergi, Web of Science veya Scopus gibi saygın indekslerde taranan bir dergi mi?
  • Yayın ücreti makul mü ve süreç şeffaf mı?
  • Derginin web sitesi profesyonel mi, dilbilgisi hataları var mı?

Bu soruların hepsine "evet" cevabı alıyorsanız, büyük olasılıkla güvenilir bir dergiyle karşı karşıyasınızdır.

Peer Review Süreci: Gönderimden Karara

Peer review, akademik yayıncılığın kalp atışıdır. Makalenizi gönderirsiniz, editör inceler, hakemlere yollar, hakemler değerlendirir, karar gelir. Kulağa basit geliyor, değil mi? Ama bu süreç, sabır, strateji ve dayanıklılık gerektiren uzun bir yolculuktur.

Submission: İlk Adım

Makaleyi göndermeden önce, hedef derginin yazar kılavuzunu (author guidelines) satır satır okumanız gerekir. Format, kelime sınırı, referans stili, şekil ve tablo formatı, kapak mektubu (cover letter) gereksinimleri... Her dergi farklı kurallar koyar. Bir keresinde, referanslarımı yanlış formatta gönderdiğim için makalem editörün masasında bile incelenmeden geri döndü. O günden sonra, her gönderimden önce yazar kılavuzunu en az iki kez okumayı alışkanlık haline getirdim.

Kapak mektubu (cover letter) konusunda da dikkatli olmak gerekir. İyi bir cover letter, makalenizin neden o dergiye uygun olduğunu, araştırmanızın özgün katkısını ve potansiyel hakem önerilerini kısaca açıklar. Jenerik bir mektup yazmaktan kaçının; her dergi için kişiselleştirilmiş bir mektup hazırlayın.

Editorial Screening: İlk Elek

Makaleniz gönderildikten sonra ilk aşama, editörün ön değerlendirmesidir. Editör, makalenin derginin kapsamına uyup uymadığına, temel kalite standartlarını karşılayıp karşılamadığına ve gönderim kurallarına uyulup uyulmadığına bakar. Bu aşamada reddedilen makalelerin oranı bazı dergilerde yüzde 50'yi bulabilir.

Bu aşamayı geçmek için en önemli strateji, derginin son iki yılda yayınladığı makaleleri incelemektir. Eğer araştırma konunuz, yöntemleriniz ve yaklaşımınız derginin yayın profiline uygunsa, ön elemeyi geçme şansınız artar.

Peer Review: Hakemlerin Değerlendirmesi

Editör makalenizi uygun bulursa, genellikle iki ila dört hakeme gönderir. Hakemler, alanında uzman akademisyenlerdir ve makalenizi çeşitli açılardan değerlendirirler:

  • Araştırma sorusu özgün ve anlamlı mı?
  • Literatür taraması kapsamlı ve güncel mi?
  • Yöntem uygun ve titiz mi?
  • Bulgular inandırıcı ve iyi sunulmuş mu?
  • Tartışma bölümü bulguları literatürle bağlantılı mı?
  • Makalenin alana katkısı nedir?

Hakemler genellikle dört karardan birini önerir:

  1. Accept (Kabul): Olduğu gibi veya küçük düzeltmelerle kabul. Bu karar nadir görülür ve kutlama sebebidir.
  2. Minor Revisions (Küçük Revizyon): Küçük düzeltmeler istenir. Genellikle birkaç hafta içinde tamamlanabilir.
  3. Major Revisions (Büyük Revizyon): Önemli değişiklikler gerektirir. Yeni analizler, ek veri toplama veya yapısal değişiklikler istenebilir.
  4. Reject (Red): Makale reddedilir. Bazen "revise and resubmit" fırsatı verilmeden doğrudan ret gelir.
İpucu

Major revisions kararı almak hayal kırıklığı yaratabilir, ama aslında bu iyi bir işarettir. Editör, makalenizde potansiyel görüyor demektir. Eğer makaleyi tamamen reddetmek isteseydi, bunu yapardı. Major revisions, "bu makale yayınlanabilir, ama henüz hazır değil" mesajıdır.

Revise & Resubmit: Hakemlere Cevap Yazma Sanatı

Revizyon süreci, akademik yayıncılığın en kritik aşamalarından biridir. Hakemler belki on beş, belki yirmi maddelik bir geri bildirim listesi gönderir. Her birine tek tek, saygılı ve detaylı bir şekilde cevap vermeniz gerekir.

Ben kendi revizyon süreçlerimde şu formatı kullanırım:

Hakem yorumu: [Hakemin tam yorumunu buraya yazarım] Cevabımız: [Ne yaptığımızı, neden yaptığımızı açıklarım] Makaledeki değişiklik: [Değişikliğin makale içindeki yerini sayfa ve satır numarasıyla belirtirim]

Hakemlere cevap yazarken altın kural şudur: asla savunmacı olmayın. Bir hakem yorumuna katılmasanız bile, saygılı bir dille neden farklı düşündüğünüzü açıklayın ve mümkünse alternatif bir çözüm sunun. "Hakemin önerisi doğrultusunda X bölümünü genişlettik" veya "Hakemin değerli geri bildirimi ışığında Y analizini ekledik" gibi ifadeler, iyi niyet gösterir.

Bir keresinde bir hakem, makalemin tüm teorik çerçevesini değiştirmemi istedi. İlk tepkim öfke oldu. Ama soğukkanlılıkla düşününce, hakemin bir noktada haklı olduğunu gördüm. Tam olarak istediğini yapmadım, ama önerisinden esinlenerek teorik çerçevemi güçlendirdim. Sonuç? Makale kabul edildi ve o değişiklik sayesinde çok daha güçlü bir makale ortaya çıktı.

Red Yönetimi: Düşmeden Kalkmak

Akademik yayıncılıkta red, kaçınılmaz bir gerçektir. Ben kariyerim boyunca sayısız ret aldım. Ve her seferinde bir parça kırıldım, bir parça öğrendim, bir parça güçlendim. Red almanın utanılacak bir şey olmadığını anlamak, bu yolculuğun belki de en önemli dersiydi.

Aynı Makale, Üç Red, Dördüncü Dergide Kabul

Size bir hikaye anlatayım. Medya okuryazarlığı alanında yazdığım bir makaleyi, alanın en prestijli dergisine gönderdim. Altı ay bekledim, red. Geri bildirimleri inceledim, makaleyi revize ettim, ikinci bir dergiye gönderdim. Dört ay bekledim, yine red. Bu sefer farklı bir açıdan geri bildirimler gelmişti. Üçüncü bir dergiye gönderdim, bu kez üç ay sonra red geldi. Ama dikkat edin: her red ile birlikte makale daha iyi hale geliyordu. Her hakemin geri bildirimi, makalenin farklı bir zayıf noktasını gösteriyordu.

Dördüncü dergiye gönderdiğimde, makale ilk haliyle kıyaslanamayacak kadar güçlenmişti. Ve kabul edildi. Üstelik o makale, sonradan en çok atıf alan çalışmalarımdan biri oldu.

Not

Her red, ücretsiz bir danışmanlık seansıdır. Hakemler, makaleniz için hiçbir ücret almadan, saatlerce vakit ayırarak size geri bildirim veriyor. Bu geri bildirimleri bir hediye olarak görmeyi öğrendiğinizde, red yönetimi çok daha kolay hale gelir.

Red Sonrası Yapılması Gerekenler

Red e-postasını aldıktan sonra şu adımları takip etmenizi öneririm:

  1. İlk gün: Hiçbir şey yapmayın. Duygusal tepki verme riskini ortadan kaldırın. Bir gün bekleyin.
  2. İkinci gün: Hakem raporlarını dikkatle okuyun. Her bir yorumu ayrı bir belgeye kopyalayın.
  3. Üçüncü gün: Yorumları kategorize edin. Hangileri haklı, hangileri tartışılabilir, hangileri sizce yanlış?
  4. Birinci hafta: Haklı bulunan eleştirileri ele alarak makaleyi revize etmeye başlayın.
  5. İkinci hafta: Yeni hedef dergiyi belirleyin. Önceki dergiden farklı bir profilde olabilir.
  6. Üçüncü hafta: Revize makaleyi yeni derginin formatına uyarlayın ve gönderin.

Bu sistematik yaklaşım, red sonrası motivasyon kaybını en aza indirir ve süreci kontrol edilebilir parçalara böler.

Akademik Dayanıklılık (Resilience)

Publish or perish baskısı altında en çok ihtiyaç duyulan beceri, akademik dayanıklılıktır. Ret, gecikme, belirsizlik... Bunların hepsi sürecin doğal parçalarıdır. Ben kendi dayanıklılığımı artırmak için birkaç strateji geliştirdim:

Her zaman birden fazla makale üzerinde aynı anda çalışırım. Böylece bir makale red aldığında, diğer projeler beni ayakta tutar. Bu yaklaşım, tüm yumurtaları tek sepete koymama prensibidir.

Güvendiğim meslektaşlarla açıkça konuşurum. Red almak yalnız bir deneyim gibi hissedebilir, ama gerçekte her akademisyen bu süreci yaşar. Bunu paylaşmak, normalleştirir ve rahatlatır.

Küçük zaferleri kutlarım. Bir makale gönderildi mi, bir revizyon tamamlandı mı, bir hakem raporu olumlu mu geldi? Hepsi kutlama sebebidir. Sadece "kabul" e-postasını beklemek, uzun ve yıpratıcı bir beklentidir.

Metrikler: H-Index, Citation, Impact Factor

Akademik dünyada metrikler, hem bir pusula hem de bir baskı kaynağıdır. Bu metrikleri anlamak, stratejik kararlar almanızı sağlar. Ama onlara takıntılı bir şekilde bağlanmak, sağlığınıza ve motivasyonunuza zarar verebilir. Dengeyi bulmak önemlidir.

H-Index Nedir?

H-index, bir akademisyenin yayın verimliliğini ve etkisini tek bir sayıyla özetleyen bir metriktir. Tanım şu şekildedir: h-index değeriniz h ise, en az h adet yayınınız vardır ve her biri en az h kez atıf almıştır.

Örneğin, h-index'iniz 20 ise, en az 20 yayınınız var ve bu yayınların her biri en az 20 kez atıf almış demektir. Bu metrik, hem niceliği (yeterli sayıda yayın) hem de kaliteyi (yeterli sayıda atıf) birlikte ölçer.

İpucu

H-index, alanlar arasında karşılaştırma yapmak için uygun bir metrik değildir. Tıp alanında h-index 50 olan bir araştırmacı ile eğitim alanında h-index 20 olan bir araştırmacı, kendi alanlarında benzer düzeyde etki yaratıyor olabilir. Bu nedenle, h-index'inizi her zaman kendi alanınızdaki normlarla karşılaştırın.

Google Scholar, ResearchGate ve Academia.edu

Dijital çağda akademik görünürlük, yayın yapmak kadar önemli hale geldi. Google Scholar profili, araştırmanızın keşfedilmesini ve atıf almasını kolaylaştıran en temel araçtır. Profilinizi oluşturun, yayınlarınızı ekleyin ve düzenli olarak güncelleyin.

Google Scholar'ın en güzel özelliği, atıf bildirimlerini otomatik olarak göndermesidir. Birisi çalışmanıza atıf yaptığında e-posta alırsınız. Bu bildirimler, araştırmanızın hangi bağlamlarda kullanıldığını takip etmenizi sağlar ve yeni işbirliği fırsatları doğurabilir.

ResearchGate, akademisyenler için bir sosyal ağ platformudur. Yayınlarınızı paylaşabilir, sorulara cevap verebilir ve diğer araştırmacılarla etkileşime geçebilirsiniz. Özellikle tam metin paylaşımı konusunda dikkatli olun; bazı yayınevleri telif hakkı kısıtlamaları uygular. Pre-print veya post-print versiyonlarını paylaşmak genellikle güvenlidir, ama yayınevinin politikasını kontrol etmenizde fayda var.

Academia.edu da benzer bir platform olmakla birlikte, son yıllarda premium (ücretli) özelliklere yönelmesiyle bazı akademisyenler arasında tartışma konusu olmuştur. Benim tavsiyem, en azından Google Scholar profilinizi mutlaka aktif tutmanız ve ResearchGate'i de tamamlayıcı bir araç olarak kullanmanızdır.

Impact Factor: Ne Anlama Gelir?

Impact factor, bir dergide yayınlanan makalelerin iki yıllık süre içinde aldığı ortalama atıf sayısıdır. Clarivate Analytics tarafından hesaplanır ve her yıl Journal Citation Reports (JCR) aracılığıyla yayınlanır.

Yüksek impact factörlü dergilerde yayın yapmak prestijlidir, ancak bu dergilerin kabul oranları da oldukça düşüktür. Stratejinizi oluştururken, bir portföy yaklaşımı benimsemenizi öneririm: bazı makalelerinizi en üst düzey dergilere gönderin, bazılarını ise daha ulaşılabilir ama yine saygın dergilere yönlendirin. Bu şekilde hem prestiinizi artırırsınız hem de yayın sayınızı makul bir düzeyde tutarsınız.

"Damlaya damlaya göl olur."

Bu atasözü, akademik yayıncılık için mükemmel bir metafordur. Her makale bir damladır. Her atıf başka bir damladır. Zaman içinde bu damlalar birikir ve bir göl oluşturur. Önemli olan, her gün bir damla daha eklemeye devam etmektir.

1.500 Atıfın Hikayesi: Nasıl Oldu?

Google Scholar profilime baktığımda 1.500'ü aşkın atıf görüyorum. Bu sayı bir gecede oluşmadı. Yılların birikimi, stratejik kararların toplamı ve biraz da şansın ürünüdür. Ama şansın bile arkasında hazırlık vardır. Şimdi bu birikimin nasıl oluştuğunu sizinle paylaşmak istiyorum.

Strateji Evrimi: Erken Kariyerden Bugüne

Kariyerimin ilk yıllarında, "mümkün olduğunca çok yayın yapmak" gibi ham bir stratejim vardı. Her konferans bildirisini makaleye dönüştürmeye çalışıyordum, her fırsatta yazıyordum. Bu yaklaşım sayısal olarak işe yaradı ama kalite açısından her zaman tatmin edici değildi.

Zaman içinde stratejim evrildi. Nicelikten kaliteye doğru bir kayış yaşadım. Daha az ama daha güçlü makaleler yazmaya, daha iyi dergileri hedeflemeye ve her makalenin alana gerçek bir katkı sunmasına odaklanmaya başladım. Bu geçiş, atıf sayımda belirgin bir artışa neden oldu. Çünkü iyi dergilerde yayınlanan güçlü makaleler, doğal olarak daha fazla atıf çekiyor.

Co-Authorship: İşbirliğinin Gücü

Akademik yayıncılıkta tek başına çalışmak mümkündür, ama işbirliği yapmak hem daha verimli hem de daha etkilidir. Farklı uzmanlık alanlarından meslektaşlarla ortak çalışmalar yürütmek, araştırmanızın kalitesini ve kapsamını artırır.

Ben kariyerim boyunca farklı ülkelerden, farklı disiplinlerden araştırmacılarla ortak projeler yürüttüm. Her işbirliği, yeni bir perspektif getirdi. Bir istatistik uzmanıyla çalışmak, analizlerimi güçlendirdi. Bir kültürel çalışmalar araştırmacısıyla çalışmak, teorik çerçevemi zenginleştirdi. Her ortak yazar, makaleye kendi ağını da getirdi ve bu da atıf potansiyelini artırdı.

İpucu

İşbirliği kurarken dikkat etmeniz gereken en önemli nokta, roller ve beklentilerin en baştan net bir şekilde belirlenmesidir. Kim hangi bölümü yazacak, yazışmacı (corresponding author) kim olacak, yazar sıralaması nasıl belirlenecek? Bu soruları projenin başında konuşmak, ileride yaşanabilecek sorunları önler.

Araştırma Ağı Oluşturma

Atıf sayısını artırmanın en organik yolu, güçlü bir araştırma ağı oluşturmaktır. Konferanslara katılmak, workshop'lar düzenlemek, ziyaretçi araştırmacı davet etmek, doktora öğrencileriyle ortak projeler yürütmek... Tüm bu aktiviteler, araştırma ağınızı genişletir.

Ben özellikle uluslararası konferansları bu anlamda çok değerli buluyorum. Bir konferansta tanıştığım bir araştırmacıyla başlayan sohbet, ortak bir makaleye dönüşebiliyor. O makale, her iki tarafın da ağında paylaşılıyor ve atıf potansiyeli katlanıyor. Akademik dünya, düşündüğünüzden çok daha küçüktür. Bir konferansta kurduğunuz bir bağlantı, yıllar sonra beklenmedik kapılar açabilir.

Medya Okuryazarlığının Yükselişi

Dürüst olmak gerekirse, atıf sayımın artmasında konunun zamanlama etkisi de büyük rol oynadı. Medya okuryazarlığı, dijital vatandaşlık ve dezenformasyon gibi konular son on yılda küresel gündemin merkezine oturdu. Yıllar önce bu alanlarda başladığım araştırmalar, konunun popülerleşmesiyle birlikte doğal olarak daha fazla ilgi görmeye başladı.

Bu durum, bir strateji dersi de içeriyor: araştırma konusu seçerken, sadece bugünün değil yarının sorularını da düşünmek önemlidir. Hangi konular yükselen trendler? Toplum hangi sorunlarla giderek daha fazla yüzleşecek? Bu soruların cevaplarına yakın araştırma konuları, uzun vadede daha fazla etki yaratır.

Sıkça Sorulan Sorular

Peer review ne kadar sürer?

Ortalama süre üç ila altı ay arasındadır, ancak bu dergilere göre büyük farklılık gösterir. Bazı dergiler altı hafta içinde karar verirken, bazıları bir yıla yakın sürebilir. Gönderim yaptığınız derginin ortalama karar süresini önceden araştırmanız faydalı olacaktır. Makale gönderim sistemlerinin çoğu bu bilgiyi paylaşır. Altı ay geçmesine rağmen haber alamadıysanız, editöre kibarca durum soran bir e-posta gönderebilirsiniz.

Makale reddedilirse ne yapmalıyım?

Red, akademik yayıncılığın doğal bir parçasıdır. Üst düzey dergilerde red oranı yüzde 85 ila 95 arasında değişir. Red aldığınızda, hakem geri bildirimlerini dikkatle inceleyin, makaleyi güçlendirin ve başka bir uygun dergiye gönderin. Her red, makalenizi geliştirmek için bir fırsattır. Unutmayın: bugün reddedilen makale, yarın bir başka dergide kabul edilebilir ve hatta en çok atıf alan çalışmanız olabilir.

H-index nedir ve nasıl hesaplanır?

H-index, yayın verimliliği ve etkisini ölçen bir metriktir. H-index değeriniz h ise, en az h adet yayınınız vardır ve her biri en az h kez atıf almıştır. Örneğin h-index'iniz 20 ise, en az 20 yayınınız var ve bu yayınların her biri en az 20 kez atıf almış demektir. Google Scholar profiliniz üzerinden h-index'inizi kolayca takip edebilirsiniz. Alan normlarına göre iyi bir h-index değeri farklılık gösterir; eğitim alanında 15-20 arası bir h-index, orta kariyerdeki bir akademisyen için güçlü bir göstergedir.

Açık erişim (open access) yayın yapmalı mıyım?

Açık erişim yayınlar, herkesin ücretsiz erişebildiği makalelerdir. Araştırmalar, açık erişim makalelerin daha fazla atıf aldığını göstermektedir. Ancak bazı açık erişim dergileri yüksek yayın ücreti (APC) talep eder. Bütçeniz sınırlıysa, hibelerinizden yayın ücreti ayırabilir veya kurumunuzun açık erişim fonundan yararlanabilirsiniz. Pre-print olarak çalışmanızı paylaşmak da erişilebilirliği artıran ücretsiz bir alternatiftir.

Makale yazarken en sık yapılan hatalar nelerdir?

En yaygın hatalar arasında literatür taramasını yeterince güncel tutmamak, araştırma sorusunu net bir şekilde ifade etmemek, yöntem bölümünü yetersiz detaylandırmak ve tartışma bölümünde bulguları literatürle yeterince bağlamamak yer alır. Ayrıca makaleyi göndermeden önce mutlaka bir meslektaşınıza okutun. Kendi metninize çok yakınsınızdır ve dışarıdan bir göz, göremediğiniz eksiklikleri kolayca fark edebilir.

Son Söz: Yayın Bir Maraton, Sprint Değil

Akademik yayıncılık, kariyeriniz boyunca süren bir maratondur. Bazı günler kolay koşarsınız, bazı günler her adım ağır gelir. Bazı dönemler yayınlar art arda gelir, bazı dönemler kuraklık yaşanır. Önemli olan, koşmaya devam etmektir.

Ben bu maratonda öğrendiğim en önemli ders şudur: mükemmeliyetçilik, yayıncılığın en büyük düşmanıdır. "Biraz daha üzerinde çalışayım" diyerek bir makaleyi aylarca masanızda tutmak, o makalenin asla yayınlanmaması riskini taşır. Yeterince iyi olan bir makale, mükemmel ama yayınlanmamış bir makaleden her zaman daha değerlidir. Mükemmeli aramak yerine, sürekli iyileştirmeyi hedefleyin.

Publish or perish baskısı gerçek ve bazen bunaltıcıdır. Ama bu baskıyı, sizi yıldıran bir engel olarak değil, sizi harekete geçiren bir itici güç olarak görmeyi seçebilirsiniz. Her yayın, alanınıza bir katkıdır. Her atıf, birisinin sizin çalışmanızdan faydalandığının kanıtıdır. Ve 1.500 atıfın her biri, bir noktada birinin sizin araştırmanıza değer verdiğini gösterir.

Bu yolculukta tek başınıza değilsiniz. Meslektaşlarınızla konuşun, mentörlerinizden destek alın, doktora öğrencilerinizle birlikte büyüyün. Ve en önemlisi, araştırma yapmanın asıl amacını hiç unutmayın: bilgi üretmek ve bu bilgiyi dünyayla paylaşmak.

Not

Akademik yayıncılık yolculuğunuzda sorularınız varsa, akademik pozisyon bulma rehberimi ve akademik CV rehberimi de incelemenizi öneririm. Bu üç yazı birlikte, ABD akademik dünyasına kapsamlı bir bakış sunar.

Sabırla, stratejiyle ve biraz da inatla... Damlaya damlaya göl olur.

akademik yayıncılıkpublish or perishpeer reviewh-indexdergi seçimiatıf